Nurullah Ataç
(Diyelim Söz Arasında,
Varlık yayınları,
1970, İstanbul. S:155-158)

Bir yazı okudum geçenlerde. Bir gazetede mi, bir dergide mi çıktı? Kimdi? Unuttum şimdi. Yalnız şunu biliyorum: beğenmedim o yazıyı. Yalnız beğenmemek de değil, iyice kızdım, tepem attı. Yazar; şu ağır-başlı, bilgin denen kimselerden olacak, öğütler veriyordu gençlere, kitabı nasıl okumalı, onu anlatıyordu.

Siz de bilirsiniz öylelerinin bu konuda neler söylediklerini. İyi seçeceksiniz okuyacağınız kitabı, değersizine parada vermeyeceksiniz, vaktınızı da harcamayacaksınız. Seçtiniz iyisini buldunuz mu… Ama nedir iyisini bulmanın yolu? Olur olmaz kitabı almayacaksınız, peki, olur olmaz kitabı almayınca da hangisi iyidir hangisi kötüdür, nasıl anlayacaksınız? Benim de şu sorduğuma bakın! Bilmezmişim gibi iyi kitabın nasıl seçildiğini! Bilenlere sorarsınız, seçmişlere sorarsınız. Örneğin o yazıyı yazana sorarsınız, o bilir elbette hangi kitabın okunması gerektiğini. Ben adını bulamıyorum şimdi belleğimde, siz de yazısını görmemişsiniz, bilmiyorsunuz kim olduğunu. Tasalanmayın. Bunca eleştirmen var bu ülkede, yok diyorlar ya, gene bakıyorsunuz, bütün gazetelerde dergilerde yaşlısından gencine birçok eleştirmen. Onlara sorun gösterirler size en iyi kitapları. Böylece seçmek için uğraşıp yorulmaktan kurtulursunuz…

Önce şu seçme işine öfkelendim. Seçmeyin diyorum ben de, seçmeyeceksiniz de çıkan kitapların hepsini birer birer okuyacak mısınız? Başka yapacak işiniz mi yok? Diyelim ki yok başka işiniz, paranız da var, geçim kaygısı çekmiyorsunuz, eviniz yıl-çağına göre,  sıcacık, serincecik bir odasına çekilip durmadan okuyabilirsiniz, gezmeyecek misiniz? eğlenmeyecek misiniz? bütün ömrünüzü okumaya mı bağlayacaksınız? Sersem olursunuz, sersemden de kötü, kendinizi beğenip herkese yukarıdan bakmaya kalkarsınız… Hayır, seçmeyin demiyorum. Ancak kendiniz seçin, başkalarından öğrenmeyin hangi kitapları okumanız gerektiğini. Size yarayanı onlar kestirebilir mi? Yanılmayı da göze alın, kendi okuyacağınız kitapları kendiniz seçin. Danışmayın bilginlere eleştirmenlere. Konuşabilirsiniz onlarla, bir arkadaşla, bir gönüldeşle konuşur gibi, yargılarına boyun eğmezsiniz, gerekince tartışmaya da girişirsiniz. Siz yanılabilirsiniz, aldanırsınız, onlar yanılmaz mı sanki? aldanmaz mı? Ben söyleyeyim size: o bilginler, eleştirmenler öteki okurlardan daha çok yanılır. “Çok bilen çok yanılır” denilmesi boşuna mıdır?

Seçtiğiniz okuyacağınız kitabı, ya bilginlere, eleştirmenlere danışarak, ya kendi kendinize seçtiniz. Açıp da şöyle rahat rahat, eğlene eğlene okumıyacakmışsınız. Ya ne yapacaksınız? Dura dura okuyacaksınız, kemiğin üstünde et, içinde ilik bırakmamacasına. Hafızı olacaksınız o kitabın, inciğini cinciğini çıkaracaksınız. Belleğinize de güvenmiyeceksiniz okurken. Yanınızda kelem bulunacak, beğendiğiniz, önemli bulduğunuzbir yer oldu mu, hemen çizeceksiniz altını. O da yetmezmiş, bir kağıt alacaksınız, daha iyisi bir defter, ona geçireceksiniz beğendiğinizi, önemli bulduğunuz yeri. Görüyorsunuz ya çalışır gibi savaşır gibi okuyacaksınız… Böyle yazıları görünce, anlıyorum bizde gençlerin niçin çok okumadıklarını. Okumak sıkıntılı bir iş gibi gösteriliyor da onun için. Sen beğensen de beğenmesen de benim seçtiğim kitabı okuyacaksınız, hem de bin türlü zahmete katlanarak okuyacaksınız… Böyle bir buyruk en isteklileri bile okumaktan soğutur. Okullarda öğretmenler bir takım yazarları, şairleri öve öve de göklere çıkarırlar, siz okulu bitirdikten sonra o şairlerin yazarların kitaplarını aldınız mı hiç? Onları okumaya özendiniz mi? Size onları okumanın boynunuza borç olduğunun söylenmesi, sınavlarda onlar üzerine sorular sorulması, sizi onlardan soğutmadı mı? O şairleri, yazarları size suratları asık, çekilmez birer kişi diye belletmedi mi?

İnanmayın o bilginlerin siz şöyle okumalı, böyle okumalı demelerine. Okumanın bir boyun borcu olduğuna da inanmayın. İsterseniz okuyun, istemezseniz okumayın. Ne olur sanki okumazsanız? Bu yeryüzündeki insanların hepsi okuyor mu? Okumıyanların evlerini kitapla doldurmıyanların arasında rahat rahat yaşayanları, çok iyi düşünüp çok iyi işler görenleri yok mu? Bir takım kişiler için bir eğlencedir okumak, eğlencelerin en eğlencelisi. Doldururlar evlerine kitapları, bir yerde bir kitap gördüler mi nedir diye bakmadan geçemezler, benim sokakta her gördüğüm kediyi okşamak istemem gibi. Onlara bir kitap tiryakiliği vardır, öğrenmek için okumazlar kitabı, kendilerine bir yararlılığı olacak diye okumazlar, okumayı içleri çekerde onun için okurlar. Ne biçim okuyacaklarına da kimseyi karıştırmazlar, ne bilginleri ne eleştirmenleri. Bir kitabı başından başlayarak okurlar, atlaya atlaya şurasını burasını okurlar, iki sayfasını okuduktan sonra bir daha ellerine almamak üzere bırakırlar, sonra unutup gene açalar, beğendikleri yerleri bir deftere geçirirler, geçirmezler… Hepsinin ayrı bir huyu vardır.

Şöyle okuyacaksınız, böyle okuyacaksınız diye gençlere öğüt vermeye kalkanlar, okumanın ille bir ası sağlamasını isteyenlerdir. Bir şey öğretecek okumak, sonunda bir şey kazandıracak, yoksa niçin okuyacaksınız?… Ama ben bir şey söyliyeyim size: okumak,  gerçekten okumak tiryakisi olmak, bir ası beklemeden, bir kazanç sağlamadan, sadece geçmişin,  yahut büğünün kişileriyle söyleşmeyi sevmeğiniz için, eğlenmek için okumaktır.

Aldırmayın okumak üzerine şunu bunun dediklerine. Benim dediklerime de aldırmayın.  Belki siz bir ası, bir kazanç beklediğiniz için okursunuz, kitaplarınızın içine türlü türlü çizgile çizmekten hoşlanıyorsunuz, bir kitabı pek beğenmişsiniz baştan aşağı ezber etmek istiyorsunuz, ben ne karışırım? keyif sizindir, bildiğiniz gibi okuyun.

Reklamlar