Okuma yazmayı öğrenmeye birinci sınıftan çok önce başlıyoruz:

 

Çocuklar üçüncü yaşlarını doldurduklarında, dili istek ve duyguları iletmek, soru sormak, düşünmek bildiklerini ifade etmek, hayallerini anlatmak için kullanabilirler. Aynı zamanda dilbilgisi üzerin de uzmanlaşmakta, sözcüklerin anlamlarını kavramaktadır. Kendilerine özgü yazı dili geliştirirler ve yollar ile bildiğimiz, geleneksel şeklin dışında okuyup yazarlar.

1990’lara kadar bu dönem içinde daha çok sözel dilin gelişimine önem verilirdir. Harf ve sembollerin onlar için fazla soyut olduğuna inanılırdı. Bu nedenle de çocukların öykü okumak dışında yazılı materyaller ile fazla deneyim edinmelerine izin verilmezdi. Ancak eğitim araştırmacılarının yürüttüğü çalışmalar bu görüşün değişmesine neden oldu. Konuşma ve yazı dilinin birbirinden ayrılmadığı, dilin gerçek durumlar içinde programlandığı eğitim anlayışı gelişti.

Dil ve okur-yazarlığın oluşumu dinamik bir süreçtir. Çocuğu ve yetişkini birlikte içine alın sürekli keşif sürecidir. Dil,  anlam ifade eden, kullanışlı bir sistem içinde birleşmiş iletişim sürecidir. Yazılı dilin öğrenilmesi de sözel dil deneyiminin içinde gerçekleşir. Bu süreç, dilin yazılı olarak kullanıma yeteneği,  bebeklikte başlar ve erken çocukluk ve okul öncesi dönemde de devam eder. Bu dönemde karşımıza çıkan okuma-yazma şekli geleneksel olmayan yollarla gerçekleşir. Bu çocukların yazı ile ses arasındaki bağı çözmeye başladıklarını işaretidir. Okur-yazarlığın gelişmekte olduğun göstergesi. Geleneksel olarak okuryazar olmamasına rağmen kendine özgü yöntemler ile anlam çıkarmaya uğraşır.

Reklamlar