.

.

Oğuz Atay (12 Ekim 1934-13 Aralık 1977)
Sevgiyle anıyoruz…

.

.

.

Oğuz Atay deyince “tutunamayanlar” gelir aklıma. Tanışmamız onunla olduğundandır sanırım.  Atay romanı yazdığında ben daha dünyaya gelmemişim. O bu diyardan göçtüğünde ilkokula yeni başlamışım. Tutunamayanlar ile ilk karşılaşma ise o gittikten on yıllar sonra olmuş, ben otuzumu çoktan geçtiğimde… Yine de bu bir tutuluşun başlangıcı oldu.  Tutunamayanlara tutuluşum gereklilikle başladı, katıldığım bir atölyenin okuma listesindeydi kitap. Nasıl okunur diye başladım,  bir bakmışım içinde kaybolmuşum.

Tutunamayanlar bir bakıma ati-kahramanın açıklı hikâyesidir, bir bakıma da sıradan, sokaktaki insanın sıra dışı anlatımı. Bu anlatım ya sizi korkutur kendinden kaçırır ya da kendine âşık eder.   Öyle bir çırpıda okunmaz, emek ister, zaman ister onun dünyasına girmek.   Okurundan sayfalarına tutunup bırakmamasını bekler.

Ah o uzun cümleler, paragrafların noktalama işretlerinin unutulduğu o uzun cümleler ne yapmak istiyor bir türlü çözemezsiniz. Ya durmadan değişen kipler kimin ne zaman anlattığını çözmek daha da zorlaşıyor. Kendinizi pazıl çözüyormuş gibi hissedersiniz. Sayfaları tekrar tekrar okuyor, bir mühendisin kafa karmaşası ne olacak dersiniz. Sonra, yok yok böylesi bir kaosu yaratan bir insan çok zeki olmalı diyerek ona saygı duyarsınız. Okunmaya devam edersiniz. Tekrar sayfaların arasına dalar, bir süre kaybolursunuz. Ama o da nesi, bunlar kendi düşünceleriniz,  siz kendi içinizde kaybolmuşsunuz.

Orada siz varsınız, babanız, anneniz var. Ayşe, Tuğçe, Mehmet, Recep, Taner var. Atay, onları anlatıyor,  sizi anlatıyor. Nasıl oluyor da taa 1970 den kolları bizlere erişiyor.  o aslında kendini anlatmakta, Dünya Savaşının çocuklarını,  1970 in karmaşasındaki gençlerini, yetişkinlerini, yaşlılarını…  Sanki o günden bu yana zaman durmuş, insanlar ve düşünceler hep aynı kalmış. Kimi ufak ayrıntı olmasa, mesela telefon etmek için telefon aramasa. Ah birde romanın sonunda, alt köşedeki o küçük not olmasa “Tutunamayanlara 1970”, zaman 2000ler  mi yoksa 1970ler mi bilemeyeceksiniz. Beklide tüm bu olanlara şu anda bir yerlerde yaşanıyordur. Turgutlardan Turgut un biri bir yerlerde arkadaşı Selim’i arıyordur,  kaybettiği eski dostunu. Turgut’un yaşında, onun dalgalanmalarını yaşıyordur, 35’lerine bir aile erkeğinin ruhundaki çalkalanmaları, sarsıntıları, iç savaşı.  İhtilaller, muhtıralar, ekonomik krizler atlatmış, defalarca düşüp yeniden ayağa kalkmayı başarmıştır. Ne var ki içindeki savaş hala sürmektedir. Tutunamayanlardan bir olduğunuzu düşünür. Her yarışın bir galibi vardır. Fabrikanın bir patronu, her şirketin bir CIOsu,  Peki ya onun yarışı. Başarısız olmak tutunamamak mı? Kaybetmek mi? Yoksa tutunamamak her şeye rağmen vazgeçmek mi? İşte bunu bulmak için, bu gün, bir gidişin yıl dönümünde “Tutunamayan”ları okumadıysanız denemenin, okuduysanız ise tekrar elinize almanın tam zamanı 🙂

Reklamlar