Aşure… Rengarenk, tatlı ama baygın değil, bir kaşığının yüzünde kocaman bir gülümseme bıraktığ kocaman bir kase aşure.

Muarem geldiğinde evimizde büyük bir tencere aşure kaynar. Benim için hangi günde piştiğinin önemi yoktur. Öyle çok tatlı değildir, rengarentir, daha çok kuru yemiş vardır üzerinde. Komşum içini hangi günde piştiği önemli aşure kazanı ayın onunda kaynamalı. Üzeri meyve doludur,  mis gibi gül suyu kokar. Lezzet benim lezzetim değil. Ama gelen kaseyi seyretmek içimi coşku ile doldurur. Bir başka komşum, yeni yıl günü pişirir. Olabildiğince sadedir aşuresi. Onun sayesinde yeni yıl soframızın eksilmez parçasıdır, yeni yıla bu karma lezzetle gireriz.

Sıradan onlarca malzeme, bir avuç ondan, yarım kase şundan birleşir ve o muhteşem lezeti oluşturur. Pişirmesi hiç de kolay değildir,  şöyle tadıdında lezzetli bir kase  aşure yemek için saatlerce uğraşmak gerekir. Bazen onca zaman harcamanıza rağmen lezeti tutturamazsın. Çünkü içine kattığın her bir malzemenin kendi kişiliği vardır,  onları aynı kapta harmanlamak, kaynaştırmak ustalık ister. Her biri kendi özgün ve baskın tabiatını ortaya koymak ister, diğerlerinin üzerinde olmak ister,  ayrı kalmak ister.  Her bir malzemeyi okuyup, tabiatını kabul edip, saygı duyup ona göre pişirmelisin. Lezzetli bir aşurenin sırı bu bence, farklılıklara saygı duyup, kabullenmek. Böylece o muhteşem lezzet kaynaşmasına ulaşılabilir.

Lezzet kaynaşmasını asıl mimarı Buğdaydır. Aşurenin amam unsurudur, aşure olmak için kendi olmaktan vaz geçer, erir ve başı boş dolaşan taneleri birbirine bağlar. Katı ve sert buğday ile aşure aşure olmaz. Buğday, fasulye, nahut ve diğerlerinin şekerli bir karışımı olmaktan öteye gidemez. İyi buğday, erir içindeki yumuşaçık nişastayı dışarı salar ve içine atılan tüm o muhteşem lezzetleri birbiri ile kaynaştırır. Bu feda ediş onu yeniden doğurur, büyütür, çoğaltır, yüceltir, muhteşem yapar.

Reklamlar