NOentry-3

Çantayla girmek yasak!

Birçoklarının tuhaf bulacağı zevklerim var. Mesela; uzun yürüyüşler yapmayı veya kütüphanede kitapların arasında vakit geçirmeyi çok severim. Uzun bir aradan sonra ilçe kütüphanemizde biraz kitap karıştırmak, bir iki kitap ödünç alayım dedim. Açıkçası Hemingway  okumaktı amacım. Hani sağımız solumuz savaş meydanı, tezkereler derken savaşı, savaşı yaşamışlığı, savaşan adamı en iyi anlatan bir yazarı tekrar okumak, onunla ilgili bir şeyler paylaşmak iyi olacaktı.

Başta da söyledim ya, son aylarda buna pek beceremesem de okur olarak kitapların arasında kütüphanede zaman geçirmeyi seviyorum. İzin günümdü, çocukları okula yollamış, işlerimi erkenden halletmiştim. İnanılır gibi değil ama çocuklarım okuldan dönene kadar sadece bana ait kocaman beş saatim vardı. Yazdan kalma bir günü bulmuşken, hava böylesine güzelken, hem yürüyüş yapar hem de Hemigway okurum diyerek yola çıktım. Çıktım çıkmasına da kütüphanede ilginç bir sürpriz beni bekliyordu.

Her zaman olduğu gibi girişteki bayan kapı görevlisine selam verip ismimi listeye ekledim. Kadın, kitap ödünç alma kutusuna da çarpı işaretini çaktım. Doğruca birinci katın merdivenlerine yöneldim. Yöneldim yönelmesine de görevlinin sesi beni durdurdu.

“Çanta ile girmek yasak!”

Şakın genç kadına baktım, o anda ardında duran, raflarında üç beş çantanın olduğu eski dolapları fark ettim. İnanılır gibi değil, geri gelmişlerdi. Genç kadın şaşkınlığımı ve tereddüdümü fark etmiş olacak ki:

“Cüzdanınızı yanınıza alabilirsiniz” dedi.

Tabi ki giriş kapısının azına, ayakaltı sayılacak bir yere özel eşyalarımı bırakmak istemediğimi düşünmüş, bunu da doğal karşılamıştı. Aslında güven ile ilgili fazla sorunum yoktu, iki seneye yakındır kapı görevlisi olan genç kadının ciddiyetle işini yaptığını görev yerini boş bırakmadığını biliyordum. Eşyalarımı gönül rahatlığı ile ona emanet edebilirdim. Ama sonunda hepimiz inandık,  onun boş bir anında hiç kimsenin istemeyeceği şeyler başımıza gelebilirdi.

Benim ise saniyeler içinde zihnimden farklı düşünceler sel gibi akıp geçiyordu. İçinden gerekli olan şeylerimi alıp ona verdiğim çantamın raftaki yeni almış olarak hayal ediyordum. Kendimi kucağımdaki yığını ile görür gibi oldum: En başta cüzdanım, cep telefonum onu çantada bırakmak olmazı. Evin anahtarları onlara ne demeli. Yakın gözlüklerim onlarsız uzun süre okuyamıyorum. Not defterim, okurken not olmak alışkanlığım var. Sonra Hemigway dosyasını okuduğum dergim, her şey onunla başlamıştı. Yeniden Amerikalı yazarı aklıma düşüren o dergiydi. Aslında o kadarda gerekli değildi ama yanımda olmasında fayda vardı. Ve tüm bunlara sahip olmaya çalışırken raflardaki kitapları karıştırmaya çalışan ben… İki kolum daha olsa ne iyi olurdu. Ben 10’in Dört Kol’un yerinde olsam, yok yok Ben 10 in saatinden edinmek en iyisi. Kolunda Omnitrix olan bir anne, Bu işoğlumun pek hoşuna gider.

O sırada kalbimin pompaladığı kanın dalgalanarak beynime yöneldiğini duyumsadım. Bu iş böyle olmayacaktı. Kendi kendime en iyisi Hamigway okuyacak başka bir yer bulmalı diyerek listedeki ismimin üzerini çizdim, çıkışa yöneldim. Kitapları internetten ucuza ısmarlarım, birkaç tanesi ben de var zaten.

Zihnimdeki senaryolardan habersiz olan genç kadın şaşkınlıkla ardımdan bakmaktaydı. Kütüphaneyi terk ederken gülücük ile birlikte hoşça kal bebeğim öpücüğü yollamayı da ihmal etmedim tabi ki.

Ortaokula giderken, seksenli yıllarda ödev yapmaya geldiğimizde de okul çantalarımızı kapıya bırakır defterimizi alır yukarı öyle çıkardık. Tozlu eski bakımsız kitaplar, eski ansiklopediler arasında sıkıyönetim memurunu andıran kütüphane memur gözetiminde ödev yapmaya çalışırdık. Asla ısınmayan salonda, eski kahve rendi metal sandalyelerin üzerinde çalışamaya çalışmak hiç de kolay değildi.  Her gelişimde geldiğime bin pişman evimizdeki kitaplıkta ödevi daha iyi hazırlarım düşüncesi ile eve geri dönerdi. Doğrusu kütüphaneye gitmeye ihtiyacım da yoktu, babam kitaplara çok meraklıydı ev de içinde dizi dizi ansiklopedilerin de olduğu zengin bir kitaplığımız vardı. Öğretmen dedi ya dönem ödevi kütüphaneye gidip hazırlanacak. Sonrasında üniversite yılları, yurt dışında geçen yıllar… Buralarda ki kütüphanelerini görme fırsatı yakaladığımda zavallılığımızın daha da farkına varıp ne çok içlendim tarif edemem. Son beş-on yılda ilçe halk kütüphanesi çok değişti. Yeniledi, modernleşti. Verdiği hizmeti, kitap koleksiyonunda büyük gelişme oldu. Artık kışları sıcak, yazları serin. Tabi Avrupa’daki en küçük semt kütüphanesi ile karşılaştırılamaz bile.

Bundan iki yıl önce olmalı, belki daha fazla zaman da geçmiş olabilir, okul yıllarında ki çanta ile girilmez kuralı tekrar geri dönmüştü. O günlerde bir çocuk romanı üzerinde çalışıyordum. Haftanın iki üç gününü, çocukları okula yolladıktan sonra kütüphanede çoğunlukla diz üstü bilgisayarımı ile çalışarak geçiriyordum. Yaz sıcağında bahçedeki görkemli ağaçların serinliğinin vurduğu okuma salonunda çalışmanın tadı başka doğrusu.  Ben Wolf gibi kendine ait odası olma aristokrat bir yazara değilim, Le Guin gibi mutfak masamın üzerinde yazmak hiç bana göre değil. Yazarken dışarda olmayı seviyorum. Böylece yaşamından, sorumlarda ayrışmış,  yazım ile birlikte kalabiliyorum. Yorulduğunda bahçeye inmek, ağaçların altında bir şeyler atıştırmak da başka bir güzellik. Tabi ağaçların altına bir iki piknik masası konsa hiç fena olmazdı ama kıyıdaki iki bank da iş görüyor doğrusu. Benim gibi sürekli gelenler sayısı azımsanmayacak insan var,  çoğunlukla sınavlara hazırlanan gençler.

Bu keyifli günlerin sonuncusunda, aslında sondan bir sonraki gün demek daha doğru olur. Tıpkı bu günü gibi öğleye doğru, bilgisayarımı suyumu ve galetalarımı çantama atıp kütüphanenin yolunu tuttum. Her zaman olduğu gibi giriş listesine adımı yazdım: Kadın, Kendi kitabım ile çalışacağım kutucuğuna çarpıyı koyup üst kat merdivenlerine yöneldim. Emektar görevlinin sesi beni durdurdu.

“Çanta ile girmek yasak!”

Arkasındaki eski açık raflı dolapları gösterip, herkes veridi sende vereceksin ne lafı getirdi.

Aklımdan şunu alsam bunu bıraksam diye geçirirken bu iş olmayacağına anladım. Bu adam yerinde durmaz ki kapının azında çantalar açıkta kalacak. Yerin güvenli olmadığını belirterek eşyalarımı bırakmak istemediğimi söyledim. İtirazlarımı işitmiş olacak ki bahçede oturan müdüre hanım çıka geldi. Tabi olarak nazikçe uygulamanın alınan kararın nedenini açıkladı. Çantandan dışarı taşan galetaları göstererek, efendim içeride yenilip içiliyormuş, etraf kırık oluyormuş. Sonra kitapları çantasına atıp gidenlerde varmış. Bu nedenlerden dolayı böylesi bir uygulamaya mecbur kalmışlar. En kısa zamanda da kilitli dolaplar gelecekmiş. Eşyalarımız güvende olacakmış.

Bunları beni yatıştırıp ikna etmek için söylemişti, ne yazık ki test tepki yaratmıştı. Ben açıklamanın altındaki gizli mesajı almıştım. Bana kibarca siz pasaklı bir hırsızsınız eliniz kolunuzu sallayıp kütüphaneme giremezsiniz diyordu. Ben de pasaklı bir hırsız olmadığımı ve çalışmak için başka bir yer bulacağımı söyleyip oradan ayrıldım. Sadece sakin bir ortamda kitap okumak isteyen bir okur olduğuma olan inancım nedeni ile  de kütüphanede çalışmaktan vazgeçtim. Romanımı ev de çalışmaktan sıkıldığımda rahat rahat atıştırıp kahvemi içebileceğim, oturdun kaldın denmeyen zincir kahve dükkanında bitirdim.

Aylar sonra  o da sadece kitap ödünç almak için kütüphaneye geri döndüm. Girerken kimse çantamı alı koymak istemedi. Merdivenlere kütüphanemiz güvenlik kameraları ile izlenmektedir yazısı asılmıştı. Bu arada kütüphaneye kilitli dolaplar hiç gelmedi. Bir süre sonra da eski dolaplar ortadan kayboldu, ta ki bu güne kadar…

Reklamlar