Geçmişte arkadaşlarıma ve akrabalarıma birçok kezler mektup yazmışlığım oldu, birçok mektup da aldım.  Mektuplarımız içimizin aynasıydı. Son yazdığım mektubun üzerinden kim kaç yıl geçti, bilemiyorum. Şimdilerde iletişim kurmak için çok farklı yollar kullanıyoruz. Böylece çok daha hızla birbirimizle haberleşiyoruz. Mektuplu günlerde hız bu kadar da önemli değildi. Beklemek için zamanımız vardı, yaşamak için çok daha fazla zamanımız vardı.

Mektup yazarken, yazdığım kişiye gösterdiğim saygıyı belirtmek için kağıdın ve zarfın temiz ve iyi cinsten olmasına dikkat ederdim. Tabi ki ona verdiğim önemden ve yazdıklarımın kolayca okunmasını isteğimden yazımın okunaklı ve temiz, cümlelerimin doğru olması için çaba harcardım. En güzle yazımla yazardım mektuplarımı.

Yazdığım kişiler farklı olduğundan hitaplarım çeşitlilik gösterirdi. Tabi anlattıklarım değiştiği içinde anlatım tarzlarım farklıydı. Ama hep duru ve içtendiler. Mektup yazdığım kişi Şimdi nasıldır acep, ne yapıyordur diye merak içinde olur, ondan haber alabilmek için çeşitli sorular sorardım. Yazmayı bitirdikten sonra mektubumu öznele zarfına yerleştirir,  yerine ulaşması için zarfın ön yüzüne göndereceğim kişinin adresini, arka yüzüne ise kendi adımı ve adresimi acık ve okunaklı yazardım.

Mektuplarımı her zaman adi posta ile gönderirdim, çünkü mektubun ne zaman yerine ulaşacağı o kadar da önemi değildi. Yine de iki haftadan önce cevap geleceğini bilmeme rağmen, mektubumu postaladığım andan itibaren heyecanla beklemeye başlardım. Heyecanım posta kutumda üzerinde adım ve adresim olan mektubu bulana kadar devam ederdi.

Reklamlar