Çocuklar, okul öncesi çağındakiler de dâhil olmak üzere, koku hikâyelerini büyülenmiş bir şekilde dinlerler. Kendi çocukluğumu hatırlıyorum da elektrik kesintilerinin sık sık olduğu yıllardı, kesinti olduğu zamanlarda bizi oyalama için babam kardeşimle bana böyle hikâyeler anlatırdı. Biz de soluklarımızı tutup onu dinledik. Bu hikâyelerden öğrendiğim hayatın karanlık kokutucu değil, ilk bakışta korkunç görünen şeylerin mutlaka mantıklı birer acıkması olduğuydu.

Şimdilerde kitapçılarda çocuklar için bu türde yazılmış birçok kitap bulmak mümkün. İskelet adamların, cadı ve vampirlerin, kurt adamların kol gezdiği her yaş grubundan çocuklar için kitaplar. Tabi bunların büyük bir çoğunluğu tercüme eserler. Türk çocuk edebiyatında bu türden fazla eser yok. Korku türünün çocuklar için zararlı olduğu düşüncesi bunda etkili mi bilemiyorum. Bu konuda tamamı ile aksi görüşte olduğumu belirtmeliyim.

Öncelikle bu tür eserle çocukların ilgi ve heyecanla okumasını sağlamaktadır. Canavar ve hayaletlerin olduğu kitaplar çocukları büyülemekte, okumakta büyük heyecan duymaktalar. Böylece yaramazlık olarak adlandırılan şeyleri yaparak sınırları zorladıklarını, yeni toprakları keşfettikleri hissetmekteler. Bu kitapları okumak az da olsa korkutucu ama fazlası ile eğlencelidir. Çocuklarınız karanlık öykülere yönelmekte ise her ne şekilde olursa olsun okuma sevgilerini desteklemeli. Bu onları kitap okumaya teşvik etmenin ötesinde tercihlerine saygı duyduğumuzun, onları kabul ettiğimiz, varlıklarını onaylıyor olduğumuzun bir işareti.

İkinci olarak çocuklar insanlığın karanlık yüzünü ve korkunun tabiatını keşfederek güçlü ve zayıf yönlerini yani kendilerini tanırlar ve daha da güçlenirler. Romanlarda kahramanlar her türlü şekle ve büyüklüğe sahiptir. Orada kim olduğun ve nasıl biri olduğunun çok da fazla önemi yoktur.

Daha fazlası, korku türü kitaplardan hayat dersleri çıkara bilirsiniz. Ne gibi dersler mi? Asla vampirleri (sana zarar verebilecek, kötü insanları) evine buyur etme. Mezarlıktan (güvenli olmayan yerlerden) geçen kestirmeleri kullanma. Geç saatlere kadar ayakta kalmak ve ailene nerede olduğunu söylememek çok tehlikelidir. Gece vakti ormanlık alanda evden kaçmış hayvanını aramak hiç de iyi bir fikir değildir. Asla yabancılardan şeker alma. Sözün özü erken yaşlarda okunan korku hikâyeleri kişisel güvenliğimizi sağlayacak kadar kuşkucu olmamıza yardımcıdır.

Ayrıca bu tür hikâyeler çocukları korkuya kaynak olan figürleri araştırmaya teşvik ederek edebiyat ve tarih bilgilerini geliştirmelerini de sağlar.

Bir yanı ile de korku hikâyeleri okumak güven vericidir. Tuhaf şeyler kurmacadır, gerçek hayattın parçacı değildir. Ne kadar karanlıktan korkmanın ne kadar anlamsız olduğunu kendimize inandırmaya çalışmış olsak da pek başarılı olmayız. Oysaki gölgelerin içinde kaybolan kahramanın iğrenç canavarlar ile savaşarak evin yolunu bulması ve daha sonrada dişlerini fırçalayarak yatağına yatması çok daha inandırıcı ve etkileyici olabilir.

l20 (2)

Çocuklar korku romanları okumalı mı?

Sonuç olarak çocukları kokutucu şeylere hazırlanın kötü bir yan yok. Okuldaki ilk gün yaşadıklarımız, bize tamamı ile yabancı olan, kimseyi tanımadığınız kocaman binada geçen günün korkutuculuğu yatağımızın altında saklanan öcülerden daha az değildir. Daha da önemlisi çocukların okumaya, etkili şekilde okumaya, okumanın korkutucu ve sıkıcı bir iş olmadığı aksine ilginç ve eğlenceli olduğu mesajına ihtiyaçları var. Çocuklar korku hikâyeleri okuya bilmeliler, tabi ki yaşlarına uygun olanları.

 

Reklamlar