Çocukluğumun, özlemle bir sonraki bölümünü beklediğim, çizgi filmi idi Heidi. Isao Takahata’in çizgi dizisi benim gibi bir çoklarının çocukluğunda iz bırakmıştır. Sinema düşkünleri Heidi’yi Shirley Temple’in 1937 yapımı filmi ile tanırlar. Oysaydı her ikisinin de esin kaynağı İsviçreli kadın yazar Johanna Spyri’in romanıdır.

ShirleyTemple_Heidi

Johanna Spyri 1827 yılında İsviçre’nin küçük bir kasabasında doğdu ve 1901 yılında Zurih’de öldü. Çocuk kitapları yazarı olarak tanınan Spyri’in  31 kitapta yayınlanmış 48 öyküsü vardır. Tüm öykülerinde 19. yy sonları İsviçre’sini irdelemiş, özellikle çocuklar ve genç kadınların durumları üzerinde durmuştur. Bu yönü ile 19 yy toplumunu ve insanlarını anlamaya çalışan tarihçiler için iyi bir kaynaktır. 19. yy Avrupa’sında eğitim sistemi çocukları küçük yetişkin olarak görüp o şekilde disiplin etmeyi benimsemişken, onun çocukların yanında yer alan, kendilerine özgü dünyaları olduğunu, yetişkinlerden çok farklı ihtiyaçları olduğunu kabul eden görüşü devrim niteliğindedir.

Spyri’in kitapları arasında en bilineni ve ona en çok ün kazandıranı Heidi’dir. İki kitapta oluşan eser 1879 ve 1880 yıllarında yayınlandı ve 19. yüzyılın sona erdiğinde tüm dünya Heidi’yi tanıdır. Bugünde küçük köylü kızı çocukların ve bir o kadar da yetişkinlerin gözdesi olmaya devam etmekte. Heidi İsveçre çocuk edebiyatının dünya çapında büyük üne kavuşmuş, dünyaca en tanınmış eserdir.  50 den fazla dile çevrildi ve 50 milyon kopyadan fazla sattı.  İsviçre’nin sadece 7 milyon nüfusu düşünüldüğünde kitabın İsviçreliler için önemini anlamak daha kolay olacaktır.

Huysuz Büyükbabası ile yaşamak zorunda kalan küçük yetim kızın başına neler gelecektir? Bu yürek burkan sorunun cevabı yüz yıllardır çocukların zihnini meşgul etmekte. Spyri’in zeki ve sevimli bir kahraman ve akıldan silinmeyen karakterleri, ve tabi ki büyüleyici Alp kasabası ile okurunun kalbini kazanmaktadır.

Anne ve babasını bebek yaşta kaybeden Heidi teyzesi Dete ile yaşamaktadır. Dete Frankfurt’da daha iyi bir iş bulunca Heidi’yi Alp dağlarında küçük bir kulübe tek başına yaşayan büyük babasına bırakır. Tüm kasaba tuhaf ve yaşlı bir adam olarak gördükleri büyük baba ile yapayalnız dağın tepesinde yaşadığı için Heidi adına çok üzülür. İyi kalpli yaşlı adamın ise tek isteği güvenilmez insanlardan Heidi korumaktır. Bu nedenle Heidi’yi okula yollamak da istemez. Küçük kızın tek arkadaşı Keçi çobanı Peter ve onun yaşlı büyük annesidir. Günlerden bir gün Dete aniden Heidi’yi Frankfurt ‘a götürmek için  çıkagelir. Orada zengin bir ailenin felçli kız Clara’ya arkadaşlık edecektir. Sonrası mı? o da romanın içinde gizli.

Küçük sevimli İsviçreli köylü Heidi’nin naif, çok iyi yazılmış hikayesi, modern zamanın çocuklarını pek de ilgisini çekmeyeceğini düşünsek de bu 19 yy’dan kalma hikaye okurunun kalbini çalmaya devam etmekte. Çünkü Heidi çocuk tabiatı ile romantizmin ve kaybolmuş masumiyetin simgesidir ve yüz yılları aşan insani sorunları sorgular. Eser öncelikle temel korkular ile başa çıkma, çocuğun anne babasız, yersiz yurtsuz kalma kaygısı üzerine duygusal bir öyküye sahiptir.  Çocukların duygularının derinliklerine inmekle birlikte her iyi çocuk kitabı gibi yetişkinlere de söyleyecekleri var. Yazar eserin okur kitlesini öncelikle çocuklar olarak belirlediğinden oldukça duyarlı bir dil kulanmıştır. Doğaldır ki, esre İsviçre kültürünün ögelerini de içermektedir.

Kitapta işlenen yüzyılları aşarak günümüze gelmesini sağlayan diğer bir özelliği de şehir ve kırsal yaşam ikilemi, köyden kente göçün yarattığı kültürel çatışmayı vurgulamasıdır. Bu yönü ile 19. yy sonunda küçük ve sevimli bir kasaba olan Hirzel’den Zurich’de yerleşen yazarı Johanna Spyri duygularını yansıtmaktadır. Spyri önlenemez bir şekilde büyüyen, içinde yer alan yüzlerce işçiyi barındıran endüstrileşmenin yaratığı güvensizlik duygusunu okuru ile paylaşmakta. Kırsalından büyük şehre göçmek bir çokların için kültürel şoktur. Göçmenlerin sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda duygusal olarak da kabul görmeleri için büyük savaş vermeleri gerekmektedir.  Spyri aktardığı bu durum o günden bu güne, endüstrileşmenin yayılması ile birlikte insanoğlunun en önemli ikilemlerinde biri olmayı sürdürmekte. Roman şiddetli bir sosyal değişim ile sarsılanların uyum sağlamalarına, kendilerini yeniden güvende hissetmelerine yardımcı olmaktadır.

İnsan eli değmemiş alp tabiatı öykünün göz ardı edilmemesi gereken en önemli elemanlarından biridir. Bir diğeri ise gelişim ve değişimdir. Heidi Alpler’e farklılaşmış değişmiş olarak geri döner, bu değişimi ikinci kitapta çok daha iyi gözlemleriz. Bu bölümde Heidi şehirde öğrendiklerini kullanmakta, onlardan yararlanmaktadır.

Heidi

Johanna Spyri Alpler’in olağan üstü doğasını resmederken mükemmel bir dünya yaratmıştır. Büyük babanın insanlara karşı duyduğu büyük öfke, Çoban Peter’in okuma-yazma öğrenememesi ile okura bir yandan da Alplerde ki Dünyanın o  kadar da mükemmel ve ideal bir dünya olmadığını da gösterir.

Heidi okuruna yaratıcılık becerisi ve hayal kurma düşüncesini aşılayan sayılı kitaplardan birisidir. Bu nedenle anne-babalara çocukları ile birlikte okumalarını şiddetle tavsiye ederim. Okurken Kitap ile ilgili olarak çocuklarımız ile ne konuşabiliriz?

Deneyimlerimizden öğrendilerimiz, yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersler,

  • Kültürel farkılıklar, İsviçre ve Türk kültürünün farklılıkları,

  • Köy ve kent yaşamı arasındaki farklılıklar

  • Köy ve şehir yaşamının üstünlükleri , toplum için önemini

üzerine konuşabiliriz.

Ayrıca çocuğunuz ile birlikte okurken şu sorunlar sora bilirsiniz:

  • Heidi dağa, büyük babasının yanına ilk gittiğinde neler öğrendi?

  • Frankfurt’a  gittiğinde tepkisi ne oldu?

  • Dağlara geri döndüğünde  onunda ne gibi değişikler gözlendi?
Reklamlar