Dünyanın bir yanında gün çoktan batmış çocuklar Noel hediyelerinin hayali ile yataklarına gitmişti. Diğer yanında ise Osman gün yeni yeni aydınlanırken evinin hayatında serili sofrayı ardında bırarak yola düştü.  Osman, on üçünde, omzunda okul çantası kürenmiş karların arasından köy meydanına seyirtti. Meydan da bekleyen minibüste şehre inecek olanlar çoktan yerlerini almıştı. Caminin hoperloründen İmam Emrullahın sesi tüm köye yayılıyordu. Kadri Çavuş  minibüsün önünde çalışan motora sırtını vermiş sigarasını tütürüyordu. Koşar adım gelen Osman’ı görünce sigarasını karların arasına fırlattı, munzır gülümsemesi ile seslendi:

“Nerede Kaldın Hakim Bey herkez seni bekliyor!”

Her zaman ki gibi yanakları kızardı Osman’ın. Kadri Çavuş’a büyüyünce Hakim olacam dediğine çoktan pişman olmuştu ya artık yapacak bir şey yoktu.

Ona ayrılan koltukta yerini alır almaz camların buğusunu sildi. Köyün yanı başında yükselen karlı dağlara bakarken içini tuhaf bir his kapladı. Dağlar onu kaderine uğurluyordu. Eski minibüsün hareket edince homurdanmayı kesti. Karla kaplı yolda ağır ağır ilerledi. Yolcular şehre doğru yolla çıkmış olmanın rahatlığı ile arkalarına yaslanıp yolu seyrekoyulmuşken Osmanın içini anlamsız bir ürperti kapladı.  Köy çıkışına gelince minibüs hızını artırdı.

Gece kar yağışı olmadı, yol temiz, bir saati bulmaz şehirdeyiz, dedi Kadri Çavuş ve türkü mırıldanana durdu: Keleğim yana gider. Döner de Van’a gider. Felek evin yıkılsın. Yolum virana gider.

Osman ağızında sarıkızın sütünün  tadı, burnunda anasının ketesinin kokusu,  kulağında çavuşun türküsü başını cama dayadı ve karlı yolu izleye durdu. Yolun iki yanı göz alabildiğine kar, ucu bucağı olmayan kar denizi. Şehre yaklaştıkca çevrelerini saran kar tabakası seyrelir gibi oldu. Ama kaybolmadı. Toprağı ötmeye, gizlemeye devam etti.

Şehre geldiklerinde önce Hastanenin önünde durdular, muayene için sıra almakta acele eden yolcular çarçabuk araçtan indi. Onlar devasa giriş kapsında kayboldukları sırada minibüsde tekrar yolla koyuldu. Çarşı basşında, Bakkal Ahmet’in önünde minibüs boşaldı, burası resmi olmayan K köyünün durağı… Bakkal Ahmet köyden çıkalı çok zaman oldu, merkeze yerleşmiş, dükkan sahibi olmuştu. Bir de arka sokakta Hasan’ın çorbacısı var. O da K köyündem. Merkeze inen köylüleri orada bulabilirisin. Osman’da öğlenleri Hasan’a gelir,  Hasan çoğu zaman çorba parasını almaz. K köyünden Hakim çıkacak kolay mı? Der. Devlette veya çarşıda işi olanlar daha erken olduğundan çorbacı Hasan’ın dükkana geçtiler. Bakkalın önü bir anda boşaldı.  İşte tam da o sırada Osman’ın yolu kuzgun saçlı kızla keşiti; gözleri, kızın kara gözleri ile çarpıştı. On yaş büyük olmalıydı ya ondan, varsın olsun. Bu ona  vurulmasına engel mi? Kız öyle hızlı yürüyordu ki ona sadece karla savrulan saçlarını seyretmek kaldı. Saçları tıpkı ortanca ablasınınkiler gibi karaydı, mavi ışıkları vardı. Ama ablası saçlarını örtüsünün altında saklıdır. Onunkiler soğuk rüzgarla savruluyor, yeni atıştırmaya başlayan kar ile dans ediyordu.

Uzaklaşmakta olan kıza yetişmek içim adımlarını sıklaştırdı, kot pantalonu ve spor ayakkabılarına özenerek baktı. Babası bayrama ona da alacaktı,  ne kalmıştı ki şekere bir aydan biraz fazla, hepi topu otuz altı gün. Arayı kapatmıştı. Adımlarını daha da sıklaştırdı, ona iyice yaklaştı. Parkasının altındaki şıkkin karını dikkatini çekti, en büyük ablası gibi gebeydi demek, o da anne olacaktı…  Büyük hayal kırıklığına düştü. Nasıl olurdu? Yürüyüşü hiç de gebe gibi değildi. Ablasının yürüşü gebe kaldıktan sonra değişmişti. O zaman öğrenmişti gebe kadın yürüyüşünü. O anda kaldırıma bir minibüs yanaştı, o yine genç kadını kuzgun rengi saçlarının karla savruluşuna hayranlıkla baktı.

Ve birlikte havaya savruldular. Kız Osman’ın varlığını o an fark etti. Kahretsin! senin pişinde ne işin var? Burda olmamalıydın. Kız göğe doğru uçarken, kusura bakma ya kahraman olacaktım ya da korkak, diye seslendi. Ben  kahraman olmayı seçtim! Kızın sesindeki pişmanlığa anlam veremedi.Kahramanların pişmanlığı olmamalı. O da kızı peşinden gitmek istedi, onunla uçmak, ama bedeni o kadar ağırdı ki hızla yere indi. Yer karanlıktı. Duman gözlerini yaktı, keskin yabancı koku genzini. İnsanlar bağrışmaya başladı. Birden kalabalık toplandı. Etrafını sardılar, uçmasını engellemek istiyorladı. Ama o kararlıyı. Onu yer yüzünde tutmaya çalışan sirenlere aldırmadan gökyüzüne yöneldi. Kızın peşinden gitmeliydi ona soracak çok şey vardı. Kuzgun saçlı kızın peşi sıra göğe uçtu.

Dünyanın bir ucunda  Noel hediyelerini açarken çocuklar, diğer ucunda Osman’ın sınıfında yaslı çocuklar, boş sırasında çiçekler vardı. Evinin hayatında boş yer sofrasının başında kuzguni saçlarındaki mavi ışıkları sönmüş kadınlar.

Zeynep Esra

Galapera Öykü Fazin, Kasım 2014

Reklamlar